Siz Tabi Her Bakımdan Değersizleştiremedikleriniz....
- Nezahat Özdemir

- 10 Şub
- 2 dakikada okunur
Bir sosyal medya paylaşımında “Kötü haber, her şey geçiyor. İyi haber, her şey geçici.” yazıyordu. Üzerine kısa bir süre düşününce aklıma bir sürü anı doluştu. Öyle anılardı ki; yaşarken normalleştirdiğim, bu zaman diliminden baktığımda ise “ya kızım, sende de ne çok sabır varmış be” cümlesinin türevlerini hissettiğim anılar…
“Şimdi bundan niye bahsediyorsun?” diye düşünenler olacaktır. Cevap çok basit: Kendinizi değersizleştirmeyin. “Değer” kelimesinin anlamını, yanına olumsuzluk eki getirildiğinde yaşayacağınız öfke nöbetleri arasında öğrenmeyin.
Anı kısmını çok uzatmadan bir örnek vermek istiyorum. Turizmde çalıştığım yıllarda yöneticilerin aylık ciro kotaları vardı ve rekabet o kadar fazlaydı ki, patronun istediği aylık ciro miktarları üç aylık olarak istense bile yakalamak pek mümkün olmayacak cinstendi.
O ay yapılacak toplantıda bir sunum yapacaktım ve sunumda müşteri ilişkileri yönetimini anlatacaktım. Günlerce yazdım, çizdim, araştırdım ve hazırlandım. Toplantı günü İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna, yönetim ofisine gittim. Sunumu bitirdim; tüm şube müdürleri gayet ilgiliydi. Ama asıl işin sahibi olan kişiden şu efsane cümle geldi:
“Peki aylık ciro hedefinizi yakaladınız mı? Bu konuştuklarınız aylık hedefleri parasal anlamda nasıl etkileyecek?”
Hayır, benim patronum Napolyon değildi. Ama konu çok basitti: “Ben hizmeti değil, parayı önemsiyorum” demekti. O hafta verdiğim emek, yorgunluk ve stres; patronun beklentisinin yanına bile yaklaşmıyordu.
Daha çok hırslanmaya başladım, daha çok çalıştım. Sanki ben olmasam işler yürümeyecek zannettim. Ayrılalı yıllar oldu; fakat işletme hâlâ gayet varlığını sürdürüyor. Ne oldu şimdi? Yaşadığım stres bana bazı kronik ağrılar olarak kaldı ama herkes yoluna devam etti.
Hırslı olmak kısa vadede kazandırabilir; fakat uzun vadede kaybettirdikleri sizi üzebilir. Kendi hayatınız için hırslı olmanız ise bu denklemi tersine çevirmenizi, yani x’lere ve y’lere değer vermek yerine kendinize değer vermenizi sağlayabilir.
Her zaman dediğim gibi; insan nankörlük kavramının biyolojik karşılığıdır. (Hayır, kediler nankör değildir.) Ne yaparsanız yapın, ilk çatışmada hiçbir şey yapmayan siz olursunuz. En kötü, en kendini beğenmiş, “en” ile başlayan tüm sıfatların muhatabı olarak ödüllendirilirsiniz.
Bu yazdıklarım; kişisel gelişim kitaplarındaki “ne istersen o olursun”, “sen yeter ki iste, her şeyi yapabilirsin” gibi şişirilmiş özgüven cümleleriyle alakalı değil. Aksine, bu cümleler sizi yalnızlaştırmak için kullanılan anahtar sözlerdir.
Benim bahsettiğim; profesyonel hayatınızda ay olmayı hedefleyip yıldızları kaçırmamanız. Sonuçta ay ışığını Güneş’ten alırken, yıldızlar kendi ışığını yansıtır.
Velhasıl uzun bir aradan sonra bu yazıyı yazarken, her şeyden uzak bir şehirde kahvemi içerken eski hayatımı irdeleyip "bir daha ne yapmamam gerekiyor" notlarım arasından bir alıntı yapmak istedim size.


