top of page

Satın Alma'nın Devşirme Hali

  • Yazarın fotoğrafı: Nezahat Özdemir
    Nezahat Özdemir
  • 1 Mar
  • 2 dakikada okunur

Yaklaşık 18 yıllık özel sektör tecrübemin şüphesiz en tatlı kısmı, satın alma müdürü olarak çalıştığım dönemdi. Neler öğrendim neler! Üniversite yıllarında matematik hocamızın “Öğrendikleriniz iş hayatınızda çok işinize yarayacak, siz şimdi anlamıyorsunuz” dediği o cümle tam da karşılığıydı. Tabi matematikten çok, turizm sektörünün mutfağında özel sektörü öğrenmek işime yaradı. Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de kriz yönetimi, ihtiyaç piramidinin en üst basamağındaydı. Ama bizi yorar mıydı? Asla.


Üniversitelerde “satın alma” diye bir bölüm olmadığından, firmalar ihtiyaç duydukları satın alma personelini biraz “devşirme sistemiyle” karşılıyorlar. Çok havalı bir tabir oldu değil mi? Hadi basitleştireyim: Satın alma biriminde çalışmak istiyorsanız, doğrudan bir bölüm mezunu olmanız gerekmiyor. İşletme, Pazarlama veya İktisat Fakültesi mezunu olmak yeterli.

Firmalar, satın alma biriminde çalışan kişinin dürüst, çalışkan, çok yönlü, zeki ve manipülasyonlara gelmeyecek kadar sağlam olmasını sever. Eğer para veya promosyonlara karşı zaafınız varsa, burası size göre değil. Çünkü meslek etiği açısından başınıza iş açacak en hızlı yöntem bu.

Satın alma birimini ve gerekli kişilik özelliklerini anlattığımıza göre, gelelim kendi hikayeme. Çok yönlü bir bireyseniz, satın alma birimi sizi Y noktasından alıp A noktasına taşır. Öyle bir sektörlerle iş birliği yapıyorsunuz ki, birkaç ay sonra her konuda fikir sahibi oluyorsunuz.

Tabi zamanla mesleki deformasyonlar başlıyor ve inanılmaz komik anılar birikiyor.

Ben satın alma müdürü olarak çok çeşitli alanlarda hizmet veren bir firmada çalıştım. Kahve sektöründe bulabileceğiniz en kapsamlı firmalardan biriydi diyebilirim. Matbaa ve baskı tekniklerinden, kahve makinesi, kahve ekipmanlarına, porselen gruplarından kahve ambalajlarına kadar her konuda fikir sahibiydim. Zamanla tasarım işlerinin bir kısmını da kendim halletmeye başladım. Hala bu satırları yazarken bile, öğrendiklerimin karşılığını 1.372 km uzaktan alıyorum.


Deformasyon öyle bir boyuta geliyor ki gördüğünüz her şeye mesleki gözle bakıyorsunuz. Sizin için normal ama diğerleri için biraz… garip.

Mesela, uzun zaman sonra arkadaşlarımla kahve içmeye gitmiştik. O kadar uzun süre olmuştu ki derin bir sohbete dalmıştık. Tam o sırada kahveler ve tatlılar geldi. Arkadaşım kendi işiyle ilgili bir konudan bahsederken, tüm gözler ona kilitlenmişken bir anda konuşmaları kesip:

“Bu Bonna’nın Sand serisi, güzel seçim yapmışlar. Bardaklarda Elysia serisi 520015 kodlu bardağı gereksiz büyüklükte.” dedim.

Aniden sessizlik. Tüm kafalar bana döndü. Gözlerde o klasik “Ne diyorsun bacım sen?” ifadesi.

“Yani… bardak ve tabaklar hakkında konuşuyorum!” diye eklemek zorunda kaldım.

Sonrası mı? Yaklaşık bir saat boyunca “İşi iş yerinde bırakmanın önemi” üzerine ders aldım. Arkadaşlarım hâlâ beni işkolik olmamam konusunda uyarırken, ben kafenin kullandığı baskılı ürünler dünyasında huzurlu bir şekilde kaybolmuştum.


Sonuç olarak, satın alma birimi sizi sadece iş dünyasında çok yönlü yapmıyor; aynı zamanda hayatın her köşesine “bir ürün kodu, bir seri, bir kalite standardı” gözlüğüyle bakmayı öğretiyor. Kahve içerken bile kafanızda ambalaj ölçüleri, malzeme kalitesi ve tedarik zincirinin gizli sırları dönüyor.

Ama itiraf ediyorum… tüm bu mesleki deformasyonların arasında en güzel yanı, hem gülmekten kırılmak hem de öğrendiklerimin bir gün bir yerlerde işe yaradığını görmek. 1.372 km uzakta bile olsa… evet, hâlâ işe yarıyor.

Ve böylece öğrendim ki, satın alma sadece bir iş değil; küçük detaylarda kaybolup büyük resme hakim olmayı öğreten bir sanat. Bir gün kahve içerken bir arkadaşınıza “Bu fincanın kalınlığı tam ideal, ama tabaktaki minik çıkıntı gereksiz” dediğinizde, işte o an gerçekten mutlusunuz demektir.

Kısacası: her kahvenin, her tabak ve bardağın ardında bir hikaye var. Siz de aramaya başlayın, gülün ve kaybolun… ama mümkünse arkadaşlarınızın yanında değil!




bottom of page